Devrimci Yol geleneğinden gelenler son günlerde kendi meşrebine göre bir kişinin “yaşam öyküsü” üzerine soru-cevap yöntemiyle hazırlanan bir kitapla uğraşıyorlar: Bitmeyen Yolculuk-Oğuzhan Müftüoğlu Kitabı, Söyleşi: Adnan Bostancıoğlu, Ayrıntı Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, Şubat 2011.

Önce belirtelim ki gerek siyasi yaşam öyküsü, gerekse buna vesile olan soru ve yanıtlar son siyasi konumlanışa göre kurgulanmıştır. Bunlara değineceğiz. Önce tanımayanlar, yazıları O. Mütfüoğlu’nun yazdığını bilmeyenler için bir ipucu verelim. Müftüoğlu hiçbir yazısında özellikle kritik bulduğu konularda kesin ifadeler kullanmaz, diğer olasılıkları da dışlamayan genel ifadeler kullanmak O’nun klasik üslubudur. Bundan amacı dünyanın ve yaşamın ak-karadan ibaret olmayıp ara tonların da varlığı ve zaman zaman belirleyici olduğu bilimsel gerekliliğine uygun davranmak değil, polemik ve spekülasyonlarda kazançlı-galip çıkmaktır. Bunu “bilimsellik”le tevil edilebilme olasılığı nedeniyle şimdilik geçelim. Siyasal etik olarak hiçbir izahı olmayan genel davranış ilkesi ise hem her şeyin içinde, önemli yerinde ve çoğu kez “1 numara”sı olmasına rağmen hiçbir “sorumluluğu” olmaması, yanlışlık ve hataları çoğunda isim vermeden hep başkalarına havale etmesidir. Bu nedenle kendisinin gerekli görmediği kimi ayrıntıları da belirterek bazı gelişmeleri yazacağız. Şuna dikkat çekelim, ayrıntıları anımsama ve belirtme konusunda tartışmasız bir yeteneğe sahipken es geçtiklerinde kesinlikle bir çapanoğlu vardır. Verdiğimiz bilgilerde kaynak göstermediklerimiz kendi tanık olduklarımızdır.

THKP/C’liliğinden başlayalım: THKP-C’li oluşunu Elrom’un kaçırılması, Balyoz Operasyonu, Cevahir katledilip Mahir’in ağır yaralı olarak yakalanmasından sonraya bağlıyor. (78…84) Ama P-C çekirdeğinin iki sene öncesinde ondan habersiz memleketinde Toroslar’da yaptığı gerilla kampına katılıyor. (52-54) Aşağı yukarı pek bir şeyden haberi olmadan Doğu Perinçek grubuna karşı tartışmalarda kendi okulunda “biraz ön plana çıktı”ğı için (61) Dev-Genç kurultay delegesi ve nihayet MYK üyeliğine seçiliyor. (60) Bizim anımsadığımızsa MYK yedek üyeliği idi. Eğer Mahirlerin düşüncelerini desteklemeseymiş M. Belli kendisini genel başkanlığa önerecekmiş. (60) Mahir grubunun illegaliteye gidişi gözleniyormuş. “Biraz daha fazla önemsemelerine” rağmen kendisi bu gidişten haberdar değilmiş (61) Kendisini MYK üyeliğine “pek uygun bulmuyor, ama sorumluluktan kaçıyor durumuna düşmemek için itiraz edemiyor. Hafif tertip eğreti hali de var. Kendini bu işin öznesi gibi hissetmiyor…” (60) “Kendi seçildiği Kongre’de oy kullandığını da hatırlamıyor…” (61) Bu yüzden Dev-Genç grupları içindeki gruplardan hiçbirinin tam olarak parçası olmamış. (59) Bu işler O’nun için pek önemli olmamalı, ya da önemliliğinin farkında olmamalı. Ama milletin ağzı torba değil ki büzesin (!) Kendisiyle ilgili Kızıldere’den önce yakalananların P-C Ankara sorumlusu olduğu yönünde ifadeleri varmış. (120) Bunu aklımızda tutalım. “Ağabeyimiz” çok kritik noktalarda böyle imalar yapar. Öyle, işlere kendi isteğiyle ve ha deyince girmez. Ama birileri O’na ille ihtiyaç duyar ve O da kıramaz. Bunu anlamayan birileri “P-C Ankara Sorumlusu”, “Devrimci Yol’un Bir Numarası” “ÖDP’nin lokomatifi” falan addederler. Bunları kendi hayat hikayesinde anlattığı için biz de değineceğiz…

74 Affı ile çıkınca öyle siyasetle falan uğraşmaya pek niyeti yoktur. Hatta morali biraz bozuktur. (133-134) Öğrenci affı nedeniyle okulunu bitirmeye Ankara’ya döndüğünde, içerden çıkan diğerleri gibi kahraman olarak karşılanır. (133) Ortadaki “dağınıklık ve keşmekeş”e (134) müdahale etmek yerine hem Devrimci Hareketin ideolojik örgütsel ayrımları, hem de dünyada solun girdiği Çin-Sovyet ayrımı üzerine yazılı kaynakları inceleme ve devrimci kişilerle konuşma –kendisi bunu “ikmal yapma” diye tanımlıyor- süreci yazar.  (134… 136)

THKO ideolojik bütünlüğü olmaması nedeniyle kalan yandaşları neredeyse tüm olarak Çin yanlısı olurken (135) THKP-C yanlılarının bir kısmı da aynı yanda tavır alıp önce illegal 8 sayfalık bir bildiri-broşür yayınlayıp bu nedenle “8’likçiler” diye anılarak Militan Gençlik, Halkın Yolu dergileri üzerinden PDA’ya iltihak etti. (136) TKP’li olanlar da oldu. (135) Sayısal olarak çoğunlukta yer alanlar önce “Cepheciler” diye anıldılar. Bunların içinde Engin Erkiner’in çevresinde toplananlar (136) Türkiye Devriminin Acil Sorunları (TÜDAS) başlıklı illegal bir broşür yayınlayıp (137), broşürün sayfa sayısı nedeniyle “184’lükçüler” sonra “Acilciler” adıyla anıldılar.

Hatta sonradan D. Yol ve devrimcilerin “başbelası” haline gelen T. Akçam’ın da bunların içinde olduğu, TÜDAS’ı yazanlardan biri iken N. Mitap’ın eğitimden geçerek D. Gençlik’e dahil olduğu o dönemlerde saflarımızda söylenirdi. (Bekir Atak) Asıl ağırlıklı “iki” grubu aslında bir diye saymak daha doğrudur. Bunlardan biri –sonradan- KSD’ye evrilen ve daha cezaevindeyken kendilerini Küpeli-Aktalgo tarafında belirledikleri için “Cepheciler” sıfatını hak etmeyen İlhami Aras, Mahir Sayın, Mustafa Kaçaraoğlu’nun başını çektiği gruptu. (139) Bunlar sözde bir merkezi ilişki oluşturup (134) 71 Devrimci Hareketi sempatisi üzerine oturmak istiyorlardı. (138) Bunu beceremeyeceklerini anlayınca gençlik içinde olan ve başlarını N. Mitap’ın çektiği grupla işbölümü yaptılar. (138) Pratikte “kendilerinin baktıkları diğer işler” falan yoktu. Bu işbölümü sayesinde gençlik kesimini kendi yanlarına çekmek istiyorlardı. (139)

Birlikte olmak P-C’nin siyasi çizgisi ve pratik mücadelesine ilişkin çok farklı tavırlar nedeniyle imkansızdı. Buna rağmen o dönemde Kaçarcılar adıyla anılan bu grup Cepheciler adı altında göründükleri gibi D. Gençlik dergisi yanlısı olarak görünmeyi de sineye çektiler. Üzerine oturmaya çalıştıkları Dev-Genç kitlesinde asıl etkili kişi olan N. Mitap’ı yaptıkları iş-görev bölüşümüne dayanarak atmak da istemişler. (139) Nihayetinde köprüleri atarak D. Gençlik’in 5. sayısında kesin ayrılığı ilan edip Kurtuluş S. D adıyla ayrı yayın organı çıkardılar. (144) Bu ayrım sırasında Oğuzhan Müftüoğlu sürekli kulede bekledi. Hatta Ankara’dan her şeyi bırakarak Mersin’de bir yerlere gitmeyi bile düşündü. (140) N. Mitap, diğer arkadaşlar ve gençler P-C ideolojik tespitleri doğrultusunda örgütlünmede daha kararlıydılar. (Agy.) Onlarla ilişkilerin kendisine de bir takım sorumluluklar yükleyeceğini biliyor ama kendisini buna hazır hissetmiyordu. (Agy.) Bu “mütereddit”liği nedeniyle Nasuh ve çevresindekilerce eleştirilmişti. (Agy.) Burada kendi öznel düşüncemizi belirtmek zorundayız. Bu öznellik sonraki siyasi tavırları nedeniyle aslında nesnelliktir. Anlaşılıyor ki o gün KSD’liler güçlü olsa onlardan yana olurdu. Nitekim devrimci geleneği yasal parti sınırlarına hapsetme konusunda kendisiyle birlikte olmayan DY.’cıları eleştirirken (289…293) kendisine güç katacağına inandığı bilcümle siyasetçilerle birlik olmuştur..

 

Cezaevinden birlikte tavır aldığı Nasuh Mitap, Ali Başpınar, Akın Dirik, Selami Şakiroğlu, Sedat Kesim, Tayfun Mater’le birlikte davranan Ali Alfatlı, Melih Pekdemir, M. Ali Yılmaz, Taner Akçam gibi genç devrimcilerin üniversite öğrencileri içindeki anti-faşist mücadele çalışmaları ADYÖD ve diğer okul derneklerine dönüşmüş, bir “gençlik yayın organı”nı zorunlu kılmıştı. (137, 140, 143, 176 vdy) Bunlar bir dergi çıkarmak istiyorlar Oğuzhan ağabeylerine de “sadece bir başyazı yaz, gerisini biz hallederiz” diyorlar. (144) “Her şeyi bilen”, “vazgeçilmez”, “ihtiyaç duyulan” adamın “ayaküstü yazdığı bir metni” de D. Gençlik’in çıkış bildirgesi olarak yayınladılar. (144) Kendi mütevazi deyişiyle hayatı boyunca “o görev vermemiş, göreve çağırılmış”, kendisi seçmemiş, seçilmiştir. (176) Bu kadar üstün yeteneklerle dolu Oğuzhan ne hikmetse P-C ideolojisini yanlış bulup reddeden KSD’lilerle ayrılmakta mütereddit davranıyor. Buna çapanoğlu denmezse ne denir?

Dergi çıkıyor, Taner Akçam yasal zorunluluk gereği yazı işleri müdürü oluyor. “O zamanlar oldukça zeki, genç bir arkadaştı” (141) Hakkını yemeyelim Taner daima zekidir. Ama zekasını nasıl ve nerede kullanacağını pek bilmez, ya da çok iyi bilir. Değilse koskoca profesör yaparlar mı adamı, hele hele CIA parelelinde faaliyet göstertirler mi? İşte o zekiliğidir ki O’na DY MK. Üyesi ve Yurtdışı Sorumlusu olduğu yalanını söyletir. Yalan deyip geçmeyin; herkes, hele daima zeki olmayan birisi böyle afaki yalanları bırakın söylemeyi, düşünemez bile. Oysa bırakın DY etkinliği ve örgütlenmesi içinde olmayı, Devrimci Gençlik’in 4. sayısında tutuklandı. “Kaçınılmaz olarak yayın çalışmalarının da pratik işlerin de dışında kalmıştı. (175) Cezaevinden kaçtıktan sonra “kaldığı evlerdeki olumsuz davranışları” nedeniyle yurtdışına gönderildi. (225) Şimdi bunları söyleyen O. Müftüoğlu devrimciler T. Akçam’ın tasfiyeciliğine karşı mücadele edip M-L ideoloji ve D.Y’u savunurlarken bu ayrımda da taraf olmuyor “bırakın örgütlenmeyi falan polika yapın” gibi T. Akçam’ın pratikte örgütü ve politikalarını tasfiye eden (271) politikalarını destekliyordu. Kronolojik sırasında da söyleyeceğiz ancak şimdi de yeridir: “Sınıf ilişki ve çelişkilerini esas almayan” (O. Müftuoğlu, Geçmişi Aşabilmek, DY)  ÖDP ile T. Akçam’ın “Türkiye toplumunun sınıfsızlığı” tezi arasında milimetrik olma dışında fark var mıdır?

O. Müftüoğlu kendi yazdığı başyazıların sürmanşetlerini ve ana fikirlerin anlamamış. Çünkü bu yazılar, hem fiili olarak mücadeleyi yürüten Nasuh’un, Butto’nun, Pala’nın, Alfatlı’nın, M. Ali’nin, Melih’in, Sevimli’nin, Hasan Üresin’in, Kürt Mehmet’in, Terzi Fikri’nin ve bölgelerdeki isimli-isimsiz kahramanların deneyimlerinin yazıya dökülmesi; hem de bu yazıların kollektif bir redaksiyondan geçirilerek ortak metinler haline getirilmesidir. (175 vdy) “Devrimciler Yükselen Kitle Eylemlerinin Ön Saflarına!”, ve “Üreten Biziz, Yöneten de Biz Olacağız!” Oğuzhan Müftüoğlu’na arşı aladan gelen vahiyler olmadığı gibi DG. DY geleneğinin gelişiminin somut göstergesidir. Elbette pratiğin yanında deneyimlerin “yazı diline aktarılması, yeni fikirler üretilerek pratiğin önünü açacak öneriler getirilmesi” (175) ve bu bağlamda Müftüoğlu’nun yazıcılığı da önemlidir.

Böylece THKP-C sanıklarından cezaevinde beraber tavır alanlarla yeni kuşak genç “cepheciler”in birleşiminin “merkezi yapı” oluşturduğu Devrimci Gençlik, gençlik eylemliliğini aşarak halk hareketi olmaya evrildi. Bu “merkezi yapı” da pratik faaliyetin ve örgütlenmenin başını çeken “komitacılık” ve “pragmatizm” kanatlarının “ “kollektif önderlik”e dönüşemediği bir genel kabüldür. O zamanlar hareket içinde de kendini belli eden (Bu Tarih Bizim, Devrim Dergisi Yay. I. Baskı Mayıs 2006, s:100) DY militanları anti-faşist mücadele içinde Nasuh’un “devrimci” Oğuzhan’ın “bürokratik” çizgisi ile de sürekli uğraştılar. Eminiz ki D. Yol’a dönüşmesi “devrimci çizgi”nin sonucu iken “savaş-a-mama” “bürokratik-pragmatik çizgi”nin belirleyiciliğidir.

(Devam edecek)